18 Ocak 2011 Salı
Çocuklarda Tuvalet Eğitimi
Ne zaman ne beklemeli, Ne zaman başlamalı ?
Her çocuğun tuvalet eğitimine başlamak için ideal zamanı farklıdır. Bazı çocuklar 3-4 yaşına kadar hazır olmadıkları halde, bazıları gerekli fiziksel ve zihinsel yeteneklerini 18-24 ay kadar kısa bir zaman içinde geliştirmeye başlarlar. Bazı çocuklar tuvalet yapma becerisini birkaç gün içinde kaparken, bazılarının eğitimi bir yıldan daha fazla bile sürebilir. Burada önemli olan nokta tuvalet eğitimine sizin istediğiniz zaman değil, onun hazır olduğu zaman başlamaktır. Doğru zamanda başlarsanız eğitim sadece bir ayınızı alabilir fakat sinyalleri kaçırır ya da ipuçlarını beklemezseniz bu eğitim bir yıla kadar devam edebilir.
Öte yandan tuvalet eğitimine başlamak için, ev ve aile hayatınızda her şeyin huzurlu, sorunsuz ve uygun olduğu zaman seçerseniz başarı kazanma olasılığınız daha yüksek olur. Sizin için bu eğitime yeni bebeğiniz doğmadan, çocuğunuz ana okuluna başlamadan yada yeni bir eve taşınmadan hemen önce başlamak mantıklı gelebilir. Fakat çocuklar zamanlama konusundaki baskınızı hissettiği anda sizinle iş birliği yapmaktan vazgeçebilir. Bu yüzden zaman sınırlamalarınızı bir kenara bırakıp bu eğitime rahat bir ortamda başlayın.
Hazır oluşun işaretleri
Tuvalet eğitiminde başarılı olmanın ilk şartı çocuğunuzun fiziksel olarak hazır olmasıdır. Mesela idrarını üç saat boyunca yada daha uzun bir süre tutarak kuru kalabilmesi eğitime başlamak için doğru bir sinyaldir. Çünkü bu durum onun mesane kaslarının, idrarını tutabilecek şekilde yavaş yavaş gelişmekte olduğunu gösterir. Aynı zamanda tuvalete gitmesi gerektiğini anlayıp bunun işaretini verebilmelidir. Eğer kıyafetini aşağı ve yakarıya doğru kendisi indirip kaldırabiliyorsa bu, işleri daha da kolaylaştıracaktır. Fiziksel ve zihinsel hazırlığın yanı sıra önemli bir faktör de motivasyondur. Eğer çocuğunuzda bağımsızlık dürtüleri başlamışsa ve başkalarının tuvalet alışkanlıklarını taklit etme eğilimi gösteriyorsa zamanlama uygundur. Bu arada unutmayın, çocuğunuz önce kaka yapmaya alışır çünkü bu sadece 1-2 kez ve genellikle aynı saatlerde olur.
Ne yapabilirsiniz
Sizin ebeveyn olarak göreviniz tuvalet eğitimini mümkün olduğunca doğal ve tehditkar olmayan bir yöntemle yapmaktır. İşe oturağını satın olama aşamasından başlayabilirsiniz. Oturak almak için dükkana gittiğinizde, oturağını onun seçmesine, eve döndüğünüzde de onunla oynamasına, oyuncak ayılarını onun üzerine oturtmasına izin verin. Daha sonra üzerine oturmak isteyip istemediğini sorun ( ilk önce kıyafetleriyle), böylece oturakta oturuyor olmanın nasıl bir his olduğunu anlayacaktır. Eğer o anda bunu hissetmezse zorlamayın. Daha sonra oturağın ne işe yaradığını basit yollarla anlatın ki onun aslında bir oyuncak değil, kendisine bez bağlanmadığında içine çiş ve kaka yapmak için kullanılan bir materyal olduğunu kavrayabilsin. Bu arada çocuğunuzun çiş ve kaka kelimelerini anladığından emin olun veya varsa onunda anladığı diğer kelimeleri kullanır.
Çocuğunuz, muhtemelen sizin ve eşinizin tuvaleti kullandığını görmüştür. Çocuğunuz, sadece seyretmekle ilgileniyor olabilir. Örnek kişiler, yeni şeylerin gizemini ve korkusunu uzaklaştırırlar bu yüzden izlemesine izin verin. Bir taraftan da onu üzerinde kıyafetleriyle oturağa oturtmaya alıştırdıktan yaklaşık bir hafta sonra bezine yaptığı kakasını oturağa boşaltarak, oturağın ne işe yaradığını görerek öğrenmesini sağlayın.
Çocuğunuz oturağını kullanmaya razı olduğunda, bunun günlük yaşamının sıradan bir parçası haline getirin. Kahvaltıdan sonra ya da banyosundan önce kullanmaya başlayarak, bu kullanımı zamanla günde bir kereden birkaç kereye çıkartın. Her defasında yapamayabilir, o zaman ona baskı yapmak yerine, duruşunda ve yüz ifadelerinde tuvalete gitmesini gerektiğini belli eden değişiklikleri izleyin. Değişikliği fark ettiğinizde ona tuvalete gitmeyi önerin. Eğer tutamaz ve altına kaçırırsa sadece olması gerektiği gibi altını temizleyin. Başarıları içi onu övüp kazaları görmemezlikten gelin. Çocuklar, çiş ve kakayı kendi vücutlarının bir ilavesi olarak görürler. Bu nedenle oturaklarına “bıraktıklarıyla” gurur duyabilirler. Bazı çocuklar bunlara el sallamaktan bile hoşlanırlar. Eğer sizin çocuğunuzda böyle bir durum varsa, “başarılı” bir denemeden sonra oturağı temizlemek veya sifonu çekmek için acele etmeyin.
Nelere dikkat etmeli?
Eğer uyguladığınız yöntemlerde hedefe ulaşamadığınızı ve sinirlenmeye başladığınızı düşünüyorsanız ya da çocuğunuzun direndiğini hissediyorsanız eğitime hemen ara verin. Bu işi başarmak için yapacağınız baskı, bütün çabalarınızı sabote edebilir. Tuvalet eğitiminde hedefe sadece çocuğunuzun gönüllü iş birliği ile ulaşabilirsiniz.
Tuvalet eğitimine çocuğunuz oturağa isteksizse ya da kabız olduysa da ara verebilirsiniz. Eğer çocuğunuzun dışkılaması seyrekleştiyse ( haftada 3 defadan az ), dışkısı normalden daha büyük, sert veya pütürlüyse ya da tuvaletini yaparken zorlanıyorsa, bu durumu mutlaka doktoruna bildirin. Sorunu önce günlük beslenme alışkanlıklarını değiştirerek ( kuru erik ve diğer meyvalar dışkıyı rahatlaştırmak, muz ise sıklaştırmak için iyidir) ve onun bol bol sıvı içmesini sağlayarak çözmeye çalışın. Daha sonra tuvalet eğitimine tekrar başlayabilirsiniz.
Sonraki aşamalarda ne var?
Çocuğunuz oturağını düzenli olarak kullanmaya başladıktan sonra, gündüzleri bez kullanımından alıştırma külodu kullanımına geçebilirsiniz. Okul öncesi hazırlıkta ise çocuğunuzun oturak kullanımından tuvalet kullanımına geçmesini deneyebilirsiniz. Çoğu çocuk uyurken altına kaçırmaya devam eder ama sorun değil, “büyük çocuk “ olmaya hazır olduğunda bunu da öğrenecektir.
Kız çocuklarının tuvalet eğitimi
Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber kız çocuklarının tuvalet eğitimine daha çabuk hazır oldukları kabul edilmiş bir gerçek. Bazı uzmanlar bunun tuvalet eğitiminde annenin ön planda olmasından kaynaklandığını düşünmekte. İzleyerek örnek aldığı kişi ile “donanımları” aynı olduğu için rahatlıkla taklit edebilir. Kızların tuvalet eğitiminde cinsiyete bağlı olarak bilmesi gereken en önemli konu temizlik aşaması. Aynı bez kullanırken yaptığımız gibi tuvalet sonrası temizliğin önden arkaya doğru yapılması gerekmektedir. En önemlisi ise kızınız tuvaleti kendi başına kullanmaya başladığı zaman özellikle kakasını yaptığında tuvalet kağıdını önden geriye doğru kullanmasını, çişini yaptıktan sonrada vajinal alanını tuvalet kağıdıyla hafif hafif vurarak kurutmasını öğretin. Mesane enfeksiyonları, seyrek görülen rahatsızlıklar olmalarına rağmen, kız çocuklarının tuvalet eğitimi süreçlerinde daha çok görülürler. Eğer kızınız her zamankinden daha sık çişini yapıyorsa, çiş yaparken canı acıyorsa, tekrar altına kaçırmaya başladıysa, karın ağrısı çekiyorsa, aniden ve acil olarak çişi geliyorsa, bu durumu mutlaka doktoruna bildirip kontrole götürün.
Tuvaletini ayakta yapmak isterse
Kızınız, abisi, babası ya da okuldaki erkek arkadaşların tuvaleti kullanırken ayakta durduklarını görüyorsa bunu kendiside denemek isteyebilir. Evet, etraf biraz pislenecek ama ona izin verin. Çünkü bir iki denemeden sonra hızlı bir şekilde tuvaletini ayakta yapmak için gerekli organlara sahip olmadığını anlayacak ve bu işten kendiliğinden vazgeçecektir.
Daha önce de belirttiğimiz gibi erkek çocuklar tuvalet eğitimine daha geç hazır oldukları gibi eğitimleri de daha uzun sürebilir. Örnek olarak babayı izlese bile yinede kızlardan biraz daha fazla zamana ihtiyaçları vardır. Çünkü onların eğitimi kızlardan farklı olarak iki adımlıdır. Önce tuvaletlerini oturarak yapmayı öğrenecek sonra da çişlerini ayakta yapmayı deneyeceklerdir. Eğer oğlunuz tuvalet eğitiminde kız arkadaşlarından daha uzun bir süreye ihtiyaç duyarsa onu zorlamayın, hazır olduğunu gösteren sinyalleri bekleyin.
Ayakta yapmaya geçiş
Oğlunuz tuvaletini oturarak yapmayı öğrendikten sonra bunu ayakta denemek isteyebilir. Bu aşamada onun babasını, amcasını ya da abisini tuvalette izlemesini sağlamasını sağlayın. Oğlunuz bunu nasıl yapılacağını anlamaya başladığı zaman, oturağını tuvaletin yanına götürerek orada ilk denemeyi yapmasına izin verin. Eğer ayakta yapmaya geçişte isteksizse kesinlikle baskı yapmayın. Ama tuvaletine küçük objeler koyarak eğlenceli “hedef denemeleri” yaptırabilirsiniz. Bu geçiş döneminde kesinlikle bir süre tuvalette temizlik yapmaya hazırlıklı olun ve şaşan hedefler için oğlunuza kızmayın.
• Eğitime çocuğunuz hazır değilken başlamak eğitim sürecini uzatacaktır.
• Eğitime başladığınızda çocuğunuzun günlük yaşamında önemli değişiklikler olmamasına dikkat edin. (yeni kardeş, yeni ev vs)
• Zorlamayın. Kendisini huzursuz hissederse, kakasını tutmaya başlayabilir ve buda kabızlık gibi problemlere yol açabilir.
• İki yaşına kadar tuvalet eğitimi hakkında çocuğunuza sinirlenmemek ve onu kesinlikle cezalandırmamak en iyisidir.
• Çocuğunuza bu yeni ve karmaşık işe adım adım alışması için zaman tanıyın. Onu, tuvalette eğlenceli öyküler anlatarak veya cesaretlendirici sözlerle harekete geçirebilirsiniz.
(l8/01/2011)
Bebeklerde Beslenme Alışkanlıkları
Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, bebeklerde beslenme alışkanlıkları oluşumunu anlattı.
Çocukların beslenme alışkanlıkları niçin 1-2 yaş arasında başlar?
İlk 2 yaş çocukların anne sütü dışında gıdalarla tanıştığı ve genel olarak en hızlı geliştiği evredir. Beslenme ve davranış paterni açısından en önemli etkilerin yaşandığı bu dönemde doğal olarak ana beslenme alışkanlıkları da gelişecektir.
Bu dönemde anne-babaların beslenme alışkanlığının sağlıklı oluşturulması için dikkat etmeleri gerekenler nelerdir?
Bu dönemde çocuklara mümkün olduğunca çok çeşitli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Bu amaçla değişik gıdalar çocuklara tattırılmalı ve tat duyuları, alternatif gıdalar arasında tercihleri dikkate alınarak beslenme çocuk için zevkli hale getirilmelidir. Amacın sadece karın doyurmak değil, uygun beslenme alışkanlıkları ve yemek yeme zevkini de oluşturmak olduğu unutulmamalıdır.
1-2 yaş döneminde beslenmeyle ilgili dikkat edilmesi gerekenler nelerdir? Kaç ara öğün, kaç ana öğün yedirilmeli? Mönülerde neler olmalı? Örnek mönü listesi verebilir misiniz?
1-2 yaş döneminde çocuklarda sağlıklı beslenmenin genel ilkeleri besinlerde çeşitliliğin sağlanması, yağ ve şekerin sınırlandırılması, liften zengin besinlere yer verilmesi, vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınması ve sağlıklı vücut ağırlığının korunması ilkelerine dayanır. Çocukların almaları gereken besinler anne ve babalarınınki ile aynıdır ama büyüme ve gelişmelerinin sağlanması için miktarları farklıdır. 3 ana, 1 veya 2 ara öğün alabilirler. Artık aile sofrasına, çocuğa uygun kaşık, çatal kullanarak oturabilir. Ancak günlük mönüsünde aşağıdakiler mutlaka olmalıdır.
- Ev yemekleri
- Tarhana, mercimek çorbası, unlu ve yoğurtlu çorbalar
- Günde 500 ml. süt veya yoğurt
- Pastörize peynir
- Yumurta
- Etler (tavuk eti, balık eti, dana eti)
- Taze meyve veya meyve suyu
En önemli hatalardan biri çocuğu aşırı zorlayıcı ve beslenmeyi strese dönüştüren kaygılı tutumlardır. Besinleri deneme döneminde çocuğa alışma fırsatları verilmeli, önyargısız denemeler yapılmalıdır. Küçük porsiyonlar bitirmesi kolay olduğu için hem çocuğu hem de aileyi beslenmeye motive edecektir. Önemli yanlışlardan biri de tamamen pürüzsüz gıdalarla beslenme alışkanlığı oluşturulmasıdır. Çocuğa çiğnemeyi öğretebilmek için blender kullanımından kaçınılmalıdır.
Bu dönemde anne-babaların tavrı, beslenme alışkanlığını ne kadar etkiler?
Zorlayıcı ve baskıcı tutumlar çocukları yemek yemekten soğutabilir. Anne, baba ya da bakıcının tavrına karşılık çocuk da inatçı, gergin hale gelir. Kusarak kurtulmaya çalışabilir. Çeşit denemesine izin veren, daha esnek tavırlar çocuğu rahatlatacaktır. Acıkmasına zaman tanınan çocuklar kendiliğinden yemek ister hale gelir.
Bu dönemde çocukları yemek yemesi için zorlamak doğru mudur?
Yukarıda bahsedildiği gibi doğru değildir.
Eğer çocuklar doktoru tarafından önerilen besinlerden almayı reddediyorsa anne-baba ne gibi bir tutum izlemelidir?
Genellikle doktor tavsiyesi gıdalar belirli besin gruplarının karışımı şeklindedir. Tat olarak herhangi biriyle uyum sağlayamayan çocuğa aynı gruptan başka bir alternatif sunulmalı, değişik pişirme alternatifleri ile denemeler yapılmalıdır. Bazen sorun olan gıdayı bir süre kesmek ve sonra tekrar denemek sorunu çözebilir.
Çocuğa oyunla yemek yedirmek doğru mudur?
Çocuğu yemek yeme işine katabilen oyunların önemli bir sakıncası yoktur. Ancak fark ettirmeden yemek yedirtmeyi sağlamak için dikkati tamamen dağıtan oyunlar oynanmamalıdır. Zira çocuk açlıkla yemenin ilişkisini kavrayabilmelidir.
Abur cuburların (çikolata, bisküvi vb) verilmesi doğru mudur?
Abur cuburlar iştah sapmalarına yol açabileceğinden gün içinde rutin tüketilmemelidirler. Özellikle bunların diğer gıdaların yenmesi için ödül olarak kullanılması sakıncalıdır. Dengeli beslenmeye engel oldukları gibi obeziteye de yol açabilirler.
Bu konuda anne ve babalara genel tavsiyeleriniz nedir? Ve eklemek istediğiniz bir bilgi var mı?
Anne babalar yemek konusunda yeterince tutarlı olmalı, ısrarcı olmamalılar. Tabii bu çocuk ne istiyorsa onu verelim demek değil. Aynı tür gıdalar arasında sevdiği seçeneği ona sunabilirler. Temel gıdalar konusunda dirençli çocuklar için ise hazırlama alternatifleri kullanılabilir.
http://www.saglik365.com/Makale-Cocuk_Sagligi-Bebek/Bebeklerde_beslenme_aliskanliklari~2492_153;jsessionid=59659574A75BE819D32233BD0811B906
(18/01/2011)
17 Ocak 2011 Pazartesi
Hayattı Boyunca Kahkası Hiç Eksik Olmasın Yağız Efe'nin...
http://www.youtube.com/watch?v=jt4HNvTgxAc&feature=related
(17/01/2011)
Şehir Tiyatroları/Çocuk Tiyatrosu
En Sevilen Çizgi Filmler
Çocuklarımıza eskilerden kalan en güzel çizgi filmlerinden bazıları...
http://www.google.com.tr/images?q=%C3%A7izgi+film&hl=tr&prmd=ivns&source=lnms&tbs=isch:1&ei=4a00TfiZEcPxsga9k9WuCg&sa=X&oi=mode_link&ct=mode&cd=2&ved=0CBQQ_AUoAQ&biw=1259&bih=631
(17/01/2011)
"Çocuklarda Utanma"
Geçmişten Geleceğe Doğru Çocuklardaki Utanma Duygusu
Geçmişten geleceğe doğru birçok etnik yapının değiştiğini görmekteyiz.Buna örnek gelenek-göreneklerimiz yada örf ve adetlerimizi örnek verebiliriz.Gelecekteki çocuklarımız için bunlar pek önem taşımamaktadır.Çünkü ebevynler arası ilişkilerin artık yok olması,saygının olmaması ve yeni nesilde artık eskisi kadar bir utanma duygusunun olmamasından dolayı bunlar bir önem taşımadığını düşünmekteyim.Bunlardan geçmişten geleceğe doğru çocuklardaki utanma duygusunu ele almak istiyorum.Eskiden birçok konuda ebevynlerimizden öğrenirdik.Ailelerimiz bunu "terbiye"diye adlandırılardı.Çocuklarda eğer ailene karşı yada bir insana karşı hoş bişey yapmadığın zaman ister istemez bir utanma duygusu vardı.Her zaman ona göre hareket edilirdi.Ufacık birşey olduğunda bile yüzümüz kızarırdı ve karşımızdaki insana başımızı kaldıramazdık.Kimi zaman bir köşeye geçip utanıp ağlardık.Günümüzdeki çocuklar ise benim gözlemleyebildiğim kadarıyla eskiye oranla utanma duygusunun kalmadığını düşünmekteyim.Özellikle bu bölümü okurken çocuklarla iç içe olunca bunun daha da farkına varıyorsunuz.Sürekli çocuklara iletişim içinde bulunduğumuz için bu konu hakkında daha çok bilgi sahibi olduğumuzu düşünmekteyim.Günümüz çocukları eskiye oranla farklı yaşam biçimleri olmasından dolayı birçok yönden bazı şeyleri yetirdiklerini düşünmekteyim.Aile içi iletişimin kötü olması,gelişim çağında olunması,gelenek-göreneklerin önem kaybetmesi gibi birçok sebepten dolayı günümüz çocuklarında utanma duygusunun olmadığını düşünmekteyim.Şimdi çocuklar kimseyi düşünmeden ve sonradan neler olabileceğini tahmin etmeden davranmaları buna örnek gösteriyor.Özellikle bunları aile bireylerimize sorduğumuz zaman onlar bu konu hakkında daha çok fikir sahibi oldukları için onlardan daha çok örnek alabiliyoruz.Örneğin annem"Şimdi ki çocuklarda utanma yok"der her zaman;"biz böylemiydik!!..Şimdi sizde ne saygı var ne de utanma var"der.Annem her zaman en iyi örnektir benim için.Ailemden alabildiğim kadar içimdeki "utanma duygusu"nu yaşatmak istiyorum.Bir insan da eğer utanma duygusu yoksa ben onun herşeyi rahatça yapabileceğini düşünmekteyim.İnsan eğer kötü bir şey yaptıysa istemeden biraz olsun yanakları kızarmalı ve içinde utanma duygusunun olduğunu gösterir.Maalesef ki günümüz çocuklarında bunları görmek pek mümkün değil tabiki bu herkes için geçerli olmamaktadır...
Yazan:GÜLDEN ÇAKAN
16 Ocak 2011 Pazar
Utangaç Çocuklar
Utangaçlık, bireyin yeni sosyal durumlarda kendisini rahatsız hissetmesi ve dolayısıyla bu ortamlardan kaçınması, kendisinden hoşnutsuz olması ve yetenekli olduğu alanları sergileyememesi olarak tanımlanabilir.
Utangaçlığı değerlendirirken, utangaçlığın bir mizaç, bir kişilik özelliği olduğu gerçeğini de gözden kaçırmamak gerekir. Özellikle yetişkinlerin olduğu kalabalık ortamlara ya da akranlarının olduğu gruplara ilk kez girdiğinde içine kapanan çocukları olan anne babalar bu durumdan endişe duyarlar. Çocuklarının utangaç olmaları ciddi bir problemin işareti mi sorusunu sorarlar.
Bir çokçocuk utangaçlıkla etiketlenir. Oysa yeni sosyal ortamlara girişte ihtiyaç duyulan adaptasyon süresinde gözlemlenen utangaçlık normal bir durumdur. Kaç yaşında olursa olsun her birey yeni girdiği ortamda birbirinden farklı sürelerde de olsa bir adaptasyon sürecine gereksinim duyar. İçine girilen ortama ait kontrol duygusu arttıkça ve ortam daha tanıdık bir hale geldikçe çekingenlik duygusu azalmaya başlar.
Utangaçlık bir eksiklik değil, bir kişilik özelliğidir. Ancak bazı durumlar da utangaçlıkçocuk için bir engel oluşturabilir. Utangaçlık bir kişilik özelliği mi yoksa çocuk için bir engel mi sorusuna yanıt bulmak önemlidir. Utangaçlığın bir kişilik özelliği olduğu çocuklar sağlıklı bir benlik değerine sahiptir, göz kontağı kurmakta güçlük yaşamaz, kibar ve kendisiyle barışıktır, genellikle sessizdir ve davranışları genellikle olumludur.
Utangaçlığın bir dezavantaj haline geldiği çocuklar ise negatif benlik algısına sahiptir, kendileriyle barışık değildirler, göz kontağı kuramazlar, bir takım davranış problemleri vardır, akran ilişkilerinde problem yaşarlar ve akranları tarafından kabul edilmeyeceklerine inanırlar, kendilerinigüvenli ve huzurlu hissetmekte zorlanırlar daha yoğun olarak öfke ve korku duyguları hissettikleri gözlemlenir.
Utangaçlığın ortaya çıkması çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin de etkisi olabilir. Özellikle 8.ay civarındaki yabacılardan korkma ve çekinme dönemi hariç, 0- 2 yaş arasındaki çocuklar genellikle insanların verdikleri olumlu tepkilere oldukça spontan olarak yanıt verirler. Ancak 2- 3 yaşları arasındaki çocuklara “utanma” duygusu eşlik eder.Yabancılarla ilişkiye girmekten çekinir hatta korkabilirler. Aslında bu dönem de çocuk kendisini bağımsız iradeye sahip bir birey olarak ortaya koymaya başlar. Başkalarının gözü önünde olduğunu fark eder ve değerlendirdiğini anlar. Bunlar çocukta “utanma” duygusunun oluşumuna katkı sağlar. Bu sağlıklı ve beklenen bir durumdur. Önemli olan “utanma duygusunun” yoğunluğunun çocuğun özerkliğini feda etmesine yol açmamasıdır.
Utangaçlığın bir engelolarak yaşandığı çocukların anne babalarının özellikle çocukları için yardım almaları gereklidir. Profesyonel bir yönlendirme ile, çocukların özellikle okul ortamında karşılaşabilecekleri ve sosyal beceri gerektiren durumlar için çocuklarına gereken desteği verebilir ve evde çocuklarının pratik yapabilmelerine olanak sağlayabilirler.
Anne babalar birlikte oldukları sosyal ortamlarda çocuklarının çekingenlikleri ve utanma duyguları nedeniyle sessiz kalışları, tanışma, selamlaşma vb. sosyal iletişimin gerekliliklerini yerine getiremiyor oluşları nedeniylezaman zaman oldukça baskıcı ve talepkar olabilirler. Aslında bu beklentinin ifade ediliş şekli bazen çocukların “utangaçlıkları ile utandırılmalarına” neden olabilmektedir.
Yeni sosyal durumlar ve karşılaşmalar özellikle tüm dikkatlerin çocuğun üzerine yönelmiş olmasından dolayı utangaçlığın ortaya çıkmasına neden olabilir. Çocuk henüz ruhsal gelişimini tamamlamamış, sosyal beceriler açısından eksikleri olan ve gelişmekte olan bir bireydir. Yetişkin dünyasının gözünden incelendiğini fark ettiğinde çocuğa utanma duygusu da eşlik edecektir. Utangaçlık oldukça sık rastlanabilir bir durumdur ve çocuğun duygusu anlaşılmaya çalışılmalıdır.
Ergenlik dönemine kadarçocuklar ın geribildiriminden en çok etkilendikleri kişiler anne babalarıdır. Bu nedenle çocuklara destek ve yardım anne babanın olumlu tutumları ile mümkün olabilir. Her çocuk anne babasının gözündeki ışıltı olmayı talep eder. Bu nokta da anne babasının kendisinden beklediklerini yerine getiremiyor olması çocuklar için oldukça kırıcı ve endişe vericidir.
Kendileri için olumlu düşünceleri olan çocuklar, utangaç olmazlar. Bir çocuğun kendisi için olumlu bir düşünceyesahip olması anne babası tarafından olumlu yanlarının gösterilmesi ve fark ettirilebilmesi ile gerçekleşebilir. Çok sık eleştirilen ve sürekli kontrol edilen çocuklar için olumlu bir benlik algısı oluşturmak çok zordur.
Anne babalar utangaç çocuklarına nasıl destek olabilirler ;
Meltem CANVER KOZANOĞLU
Uzm. Psikolojik Danışman
AGAPE Danışmanlık Merkezi
Utangaçlığı değerlendirirken, utangaçlığın bir mizaç, bir kişilik özelliği olduğu gerçeğini de gözden kaçırmamak gerekir. Özellikle yetişkinlerin olduğu kalabalık ortamlara ya da akranlarının olduğu gruplara ilk kez girdiğinde içine kapanan çocukları olan anne babalar bu durumdan endişe duyarlar. Çocuklarının utangaç olmaları ciddi bir problemin işareti mi sorusunu sorarlar.
Bir çok
Utangaçlık bir eksiklik değil, bir kişilik özelliğidir. Ancak bazı durumlar da utangaçlık
Utangaçlığın bir dezavantaj haline geldiği çocuklar ise negatif benlik algısına sahiptir, kendileriyle barışık değildirler, göz kontağı kuramazlar, bir takım davranış problemleri vardır, akran ilişkilerinde problem yaşarlar ve akranları tarafından kabul edilmeyeceklerine inanırlar, kendilerini
Utangaçlığın ortaya çıkması çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin de etkisi olabilir. Özellikle 8.
Utangaçlığın bir engel
Anne babalar birlikte oldukları sosyal ortamlarda çocuklarının çekingenlikleri ve utanma duyguları nedeniyle sessiz kalışları, tanışma, selamlaşma vb. sosyal iletişimin gerekliliklerini yerine getiremiyor oluşları nedeniyle
Ergenlik dönemine kadar
Kendileri için olumlu düşünceleri olan çocuklar, utangaç olmazlar. Bir çocuğun kendisi için olumlu bir düşünceye
Anne babalar utangaç çocuklarına nasıl destek olabilirler ;
- Çocuklarınızın iyi yapabildiği şeyleri keşfetmesini sağlayın.
- İyi yapabildiği şeyleri ortaya koyması için onu cesaretlendirin.
- Abartıya kaçmamak şartı ile sıklıkla övün. Övgünüz gerçekçi olsun, gerçekte olmayan şeyleri çocuğunuzun bir özelliği gibi anlatmayın.
- Okul ortamında karşılaşma ihtimali olan durumlarla ilgili ev ortamında pratikler yapmaya çalışın. Örneğin aile bireyleri ile bir oyun oynarken, parmak kaldırıp söz almasını sağlamak vb.
- Yatarken ya da ev içindeki herhangi bir saatte sizin kitap okumanız yerine çocuğunuzun size kitap okumasını isteyin.
- Çocuğunuzun sergilediği olumlu gelişmeleri ödüllendirin.
- Birlikte hedefler belirleyin, hedefleri gerçekleştirmesi için onu cesaretlendirin.
- İyi bir gözlemci olun. Çocuğunuzun özellikle çekindiği ortam ve durumları keşfetmeye çalışın. Örneğin, bir ortamda kendisini ifade etmeye başlamışken geri çekildiğini gözlemliyorsanız, nedenlerini araştırın.
- Uygun ortamlarda onların konuşmalarını cesaretlendirin. Örneğin, sipariş vermek vb.
- Sosyal becerilerle ilgili pratik yapmalarını sağlayın. Örneğin, hediye alırken ve verirken söylenenler vb.
- Farklı sosyal ortamlara girmesi için fırsatlar yaratın. Böylece yeni başlangıçlar yapmaya fırsat bulabilir.
- Utangaçlığın sosyal gelişmeyi engellediğini ve bu durumun çocukların öğrenmelerini zorlaştırdığını unutmayın. Gerektiğinde bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin.
Meltem CANVER KOZANOĞLU
Uzm. Psikolojik Danışman
AGAPE Danışmanlık Merkezi
http://www.uslanmam.com/cocuk-psikolojisi/507540-utangac-cocuklar.html
(16/01/2011)
Utanmak
Son zamanlarda “ağzı hayretten bir karış açık kalmak” deyimini sık sık hatırlıyorum. Demek ki atalarımız insanı iyi gözlemişler. İnsanın ağzı gerçekten hayretten bir karış açık kalabiliyor. Ekranda avaz avaz bağıran, haykıran, yırtınan, çırpınan, dövüşen, karşılıklı hakaretler savuran kadınları, erkekleri gördükçe ağzım kapanmaz oldu. Hayır, dizileri değil; şu ayarı gittikçe kaçan “itirafçılık, dert dökme, dışardan gözetleme, röntgencilik” programlarını kastediyorum. Röntgencilik eskiden ahlâksızlık sayılırdı, şimdi reyting getiriyor.
Amerikalı meşhur kadın psikolog yazar Dr. Joyce Brothers’ın “Utanmak o kadar kötü birşey değildir” başlıklı yazısını okudum. 77 yaşındaki Brothers’ın fikirleri özetle şöyle: .... Utanma duygusu aslında insanın tabiatında vardır. Fakat utangaçlık aşırı dozda olursa hayattan zevk almaz oluruz. Bu yüzden yirmi sene kadar önce kendine güven hareketi utanmaya savaş ilân ederek başladı. Fakat aşırı utanma duygusundan kurtulup kendimize güvenimizi geliştireceğiz derken toplum aksi istikamette çok ileri gitti, utanma duygusunun tam tersine, teşhirciliğe yöneldi. Yıkıcı utanma duygusundan kurtulalım derken faydalı olanını da attık. Eskiden mahremiyetimiz dairesinde kabul edilen konuları bugün yabancılarla konuşuyoruz. Özel hayatımızı ortaya dökerek kabul görmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki örnek medya. ‘Reality show’lara çıkıp bir çırpıda şöhret olan insanlar; kameralara konuşan, kameraların evlerine, özel hayatlarına girmesine müsaade eden insanlar herkese teşhirciliğin utanma duygusunu eritip yok ettiği fikrini aşılamakta... Ferdin duygularını ya da vücudunu serbestçe teşhir ettiği, sırların resmî geçit yaptığı yerde, saygı, hürmet, idealizm gibi yüce duyguların yer bulması zordur. Utanmazlık kültürü aynı zamanda saygısızlık, idealsizlik, basitlik, kirli çamaşırları ortaya dökme kültürünü getirir... Bu çeşit itirafçılık ve gözetleme programlarının uzun vadede topluma nasıl tesir edeceği henüz belli değil. Meşhur olmanın heyecanı kısa sürer, milyonlarca seyirciye deşifre olmanın ne demek olduğunu anlamak ise uzun zaman alabilir. Belki de yeni bir hastalığa müptelâ bir halk oluşturuyoruz: “Televizyonda Görünme Sonrası Sendromu.” Eskiden aşırı derecede utanma yükü üzerimize çullanmıştı, şimdi ise utanmazlık çullanmıştır. Kültürümüze faydalı utanma duygusunu yeniden kazandırmanın zamanı gelmiştir. Utanma duygusu fazilet ile çok yakından ilgilidir; bu kelimeyi artık çok kullanmaz olduk ama mânâsına daima ihtiyacımız vardır.
Amerikalı psikoloğun yazdıkları tıpatıp bize de uyuyor. Alın size küreselleşme...
Bu arada yeni birşey öğrendim. İngilizce’de “utanma” kelimesinin (shame) kökü, eski Hint Avrupa dillerinde “kem” imiş ve bu da “örtünme” mânâsını taşıyormuş. (Hicâb kelimesi gibi).
Kim ne derse desin, utanma, hayâ, ar, hicab... insanoğlu kendisiyle sosyal çevre arasına bir “örtü” koymak zorunda. Yalnız bu örtüyü yırtıp atanlar gittikçe çoğalıyor gibi.
Bu hasarı tamir mümkün müdür?
Son söz Pascal’dan: Utanmamız gereken tek şey, utanma duygumuzun olmamasıdır.
http://www.kadinlaricin.net/yasam/utanma-duygusu.htm
(16/01/2011)
Amerikalı meşhur kadın psikolog yazar Dr. Joyce Brothers’ın “Utanmak o kadar kötü birşey değildir” başlıklı yazısını okudum. 77 yaşındaki Brothers’ın fikirleri özetle şöyle: .... Utanma duygusu aslında insanın tabiatında vardır. Fakat utangaçlık aşırı dozda olursa hayattan zevk almaz oluruz. Bu yüzden yirmi sene kadar önce kendine güven hareketi utanmaya savaş ilân ederek başladı. Fakat aşırı utanma duygusundan kurtulup kendimize güvenimizi geliştireceğiz derken toplum aksi istikamette çok ileri gitti, utanma duygusunun tam tersine, teşhirciliğe yöneldi. Yıkıcı utanma duygusundan kurtulalım derken faydalı olanını da attık. Eskiden mahremiyetimiz dairesinde kabul edilen konuları bugün yabancılarla konuşuyoruz. Özel hayatımızı ortaya dökerek kabul görmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki örnek medya. ‘Reality show’lara çıkıp bir çırpıda şöhret olan insanlar; kameralara konuşan, kameraların evlerine, özel hayatlarına girmesine müsaade eden insanlar herkese teşhirciliğin utanma duygusunu eritip yok ettiği fikrini aşılamakta... Ferdin duygularını ya da vücudunu serbestçe teşhir ettiği, sırların resmî geçit yaptığı yerde, saygı, hürmet, idealizm gibi yüce duyguların yer bulması zordur. Utanmazlık kültürü aynı zamanda saygısızlık, idealsizlik, basitlik, kirli çamaşırları ortaya dökme kültürünü getirir... Bu çeşit itirafçılık ve gözetleme programlarının uzun vadede topluma nasıl tesir edeceği henüz belli değil. Meşhur olmanın heyecanı kısa sürer, milyonlarca seyirciye deşifre olmanın ne demek olduğunu anlamak ise uzun zaman alabilir. Belki de yeni bir hastalığa müptelâ bir halk oluşturuyoruz: “Televizyonda Görünme Sonrası Sendromu.” Eskiden aşırı derecede utanma yükü üzerimize çullanmıştı, şimdi ise utanmazlık çullanmıştır. Kültürümüze faydalı utanma duygusunu yeniden kazandırmanın zamanı gelmiştir. Utanma duygusu fazilet ile çok yakından ilgilidir; bu kelimeyi artık çok kullanmaz olduk ama mânâsına daima ihtiyacımız vardır.
Amerikalı psikoloğun yazdıkları tıpatıp bize de uyuyor. Alın size küreselleşme...
Bu arada yeni birşey öğrendim. İngilizce’de “utanma” kelimesinin (shame) kökü, eski Hint Avrupa dillerinde “kem” imiş ve bu da “örtünme” mânâsını taşıyormuş. (Hicâb kelimesi gibi).
Kim ne derse desin, utanma, hayâ, ar, hicab... insanoğlu kendisiyle sosyal çevre arasına bir “örtü” koymak zorunda. Yalnız bu örtüyü yırtıp atanlar gittikçe çoğalıyor gibi.
Bu hasarı tamir mümkün müdür?
Son söz Pascal’dan: Utanmamız gereken tek şey, utanma duygumuzun olmamasıdır.
http://www.kadinlaricin.net/yasam/utanma-duygusu.htm
(16/01/2011)
Utanma Duygusu
Psikologlara göre utanma duygusu suçluluk duygusundan daha kuvvetli. Yıkıcı utanma duygusu da, faydalı utanma duygusu da. Yıkıcı olanın varlığı kendine güveni ve mutluluğu yok eder, başarısızlık sebebi olur; faydalı olanın yokluğu ise saygısızlık, hoyratlık, kabalık, basitlik, teşhircilik kültürünü getirir. Faydalı utanma duygusuna ihtiyacımız var. Bu çeşit utanma duygusu ahlâkın temelidir.
İyi de utanma duygusu için bir ar damarı bulunması lâzım. O çatlamışsa ne olacak? Herkesin başına polis koyamazsınız, herkesin vicdanı polisi olmalıdır, denir. Doğru da vicdan küf bağlamışsa, nasırlaşmışsa?
Utanma duygusunun yok oluşu, ar damarının çatlamış oluşu değil midir “delikanlı” görünüşlü, “adam” görünüşlü, taşı sıksa un edecek sıhhatte insanların kapkaç yapmaları? Utanma duygusu olan insan sahte dilenci olabilir mi? Utanma duygusu olan bir oğul, kadın kılığına girip ölen annesinin maaşını almaya gidebilir mi? Sahte içki, sahte ilâç imal etmek, sahte para basmak, sahte fatura, sahte sağlık raporu, sahte diploma düzenlemek için ar damarının çatlamış olması ilk şart değil midir? Utanma duygusu olan insan sokağa tükürebilir, sümkürebilir, çöp atabilir mi?
Her ferdin kendi kendisinin denetleyicisi olacağı, kendisini ilâhî bir güç önünde sorumlu hissedeceği, bu sorumluluğa göre davranacağı, “kimse görmüyor ama Yaradan görüyor, hesabı o görür, cezayı o keser” diyerek ayağını denk olacağı bir toplum idealdir ama hayaldir. Böyle fertler vardır ama topyekûn bir cemiyetin böyle üstün fertlerden oluştuğunu insanlık tarihi görmemiştir, göreceği de yoktur. Bu yüzden her devirde, her devlette hukuk vardır, kanunlar vardır ki toplum hayatı düzenlensin.
Yalnız... kanunları uygulayanlar da, kanunların muhatapları da “insan” olduğuna göre iş yine utanma duygusuna, vicdana, ahlâka dayanıyor. Zaten ahlâk hukukun önündedir. Kanun uygulayıcılar bu hasletten mahrumsa tehlike bir misli büyür. Yan cebime koy diyerek rüşvet alıp suçu görmezden gelen, yahut görevini savsaklayan, görevini kötüye kullanan kanun koruyucular, imza sahipleri, üniformalılar... Mevkisi, makamı ne olursa olsun herkesin kendisiyle baş başa kaldığı bir an vardır. O anda, ferdin içinde, yazılı kanunlardan daha güçlü bir duygu, bir ses yoksa...
Ekranlarda iki ayrı polis gördüm. Meydanda yere devrilmiş kadını biri copladı, biri üzerinden atlayıp uzaklaştı. Aynı tip üniforma içinde, aynı yetkilerle donatılmış, aynı okullarda okumuş, tahminen aynı yaşlarda, iki ayrı polis. Bu farklı davranışı meydana getiren nedir? Herhalde vicdan dediğimiz şeydir.
Utanma duygusu herkese lâzım. Kadınlar Günü gösterisi diyerek, bütün iyi niyetleri suiistimal edip çığlık çığlığa bölücülük propagandasına kalkışanlara da... Kanun da lâzım, utanma duygusu da. Kanunları Meclis’ten geçirip geçirip yürürlüğe koyuyoruz, ötekini nasıl yürürlüğe koyacağımızı da düşünelim.
İyi de utanma duygusu için bir ar damarı bulunması lâzım. O çatlamışsa ne olacak? Herkesin başına polis koyamazsınız, herkesin vicdanı polisi olmalıdır, denir. Doğru da vicdan küf bağlamışsa, nasırlaşmışsa?
Utanma duygusunun yok oluşu, ar damarının çatlamış oluşu değil midir “delikanlı” görünüşlü, “adam” görünüşlü, taşı sıksa un edecek sıhhatte insanların kapkaç yapmaları? Utanma duygusu olan insan sahte dilenci olabilir mi? Utanma duygusu olan bir oğul, kadın kılığına girip ölen annesinin maaşını almaya gidebilir mi? Sahte içki, sahte ilâç imal etmek, sahte para basmak, sahte fatura, sahte sağlık raporu, sahte diploma düzenlemek için ar damarının çatlamış olması ilk şart değil midir? Utanma duygusu olan insan sokağa tükürebilir, sümkürebilir, çöp atabilir mi?
Her ferdin kendi kendisinin denetleyicisi olacağı, kendisini ilâhî bir güç önünde sorumlu hissedeceği, bu sorumluluğa göre davranacağı, “kimse görmüyor ama Yaradan görüyor, hesabı o görür, cezayı o keser” diyerek ayağını denk olacağı bir toplum idealdir ama hayaldir. Böyle fertler vardır ama topyekûn bir cemiyetin böyle üstün fertlerden oluştuğunu insanlık tarihi görmemiştir, göreceği de yoktur. Bu yüzden her devirde, her devlette hukuk vardır, kanunlar vardır ki toplum hayatı düzenlensin.
Yalnız... kanunları uygulayanlar da, kanunların muhatapları da “insan” olduğuna göre iş yine utanma duygusuna, vicdana, ahlâka dayanıyor. Zaten ahlâk hukukun önündedir. Kanun uygulayıcılar bu hasletten mahrumsa tehlike bir misli büyür. Yan cebime koy diyerek rüşvet alıp suçu görmezden gelen, yahut görevini savsaklayan, görevini kötüye kullanan kanun koruyucular, imza sahipleri, üniformalılar... Mevkisi, makamı ne olursa olsun herkesin kendisiyle baş başa kaldığı bir an vardır. O anda, ferdin içinde, yazılı kanunlardan daha güçlü bir duygu, bir ses yoksa...
Ekranlarda iki ayrı polis gördüm. Meydanda yere devrilmiş kadını biri copladı, biri üzerinden atlayıp uzaklaştı. Aynı tip üniforma içinde, aynı yetkilerle donatılmış, aynı okullarda okumuş, tahminen aynı yaşlarda, iki ayrı polis. Bu farklı davranışı meydana getiren nedir? Herhalde vicdan dediğimiz şeydir.
Utanma duygusu herkese lâzım. Kadınlar Günü gösterisi diyerek, bütün iyi niyetleri suiistimal edip çığlık çığlığa bölücülük propagandasına kalkışanlara da... Kanun da lâzım, utanma duygusu da. Kanunları Meclis’ten geçirip geçirip yürürlüğe koyuyoruz, ötekini nasıl yürürlüğe koyacağımızı da düşünelim.
http://www.kadinlaricin.net/yasam/utanma-duygusu.htm
(16/01/2011)
Toygar Işıklı/Ninni
http://www.youtube.com/results?search_query=en+g%C3%BCzel+ninniler&aq=1
(16/01/2011)
Tik Tak Tik Tek/Şirin Bebekler
http://www.youtube.com/watch?v=Bn9yQcm4m7A&feature=related
(16/01/2011)
Minik Hayatlara Örnek Birkaç Resim
http://www.google.com.tr/images?hl=tr&biw=1276&bih=631&um=1&ie=UTF-8&source=og&sa=N&tab=wi&q=bebek&tbs=isch:1
(16/01/2011)
Kültür Çocuk
Aşağıda verilen linki tıklayarak "Resimli Roman" hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.Çocuklar için kültür önemi taşımaktadır...
http://www.kulturcocuk.gov.tr/resimliroman.aspx(16/01/2011)
Çocuk Gözüyle Hayat
Zamanın dipsiz bucaksız boşluğundayız hepimiz. Zaman geçtikçe savruluyoruz sonbahar yaprakları misali. Arkamızda sadece yaprağı dökülmüş bir ağaç bırakıyoruz. Ama bu ağaç yılmadan bir sonraki baharı bekleyebilir. Biliyor çünkü yeni yaprakları filizlenecek. Geçmişte bıraktıkları acı vermiyor ona. Ya yaprağın bıraktıkları… Yaprağın bıraktığı sadece bir sonbahar ve hatıralar.’’Sadece’’…aslında küçümsememek gerek, bizimde yarına senedimiz yok ki!
Bazen de yaşamın baharında küçük bir çocuğun gelişi güzel yaprak koparmasıyla ayrılıyoruz dallarımızdan. Yaşam bir ağaç biz ise bu ağacın yaprakları dökülüyoruz yavaş yavaş… Bazen umut rüzgârları savuruyor, bazen sevincimizi yağmur alıp götürüyor, bazen hışırtılarıyla zamanın derinliklerinde kayboluyor yapraklar. Zaman geçtiği her yeri öpüyor. Yaşlı bir kadının yüzündeki çizgileri, ömrünün yarısını çalışmakla geçirmiş bir adamın nasır tutmuş ellerini, saçlarını savura savura yürüyen bir kızın saçlarını… Ve yaprakları…
Bazen de zaman geçtiği her şeyi üzer. Çocukları üzmektedir mesela, çok sevgili zaman yüzünden en sevdikleri elbiseleri küçülmekte. Anneleri üzer, büyüttükleri çocuklarını uzaklara gönderdikleri için. Dedeleri de üzer, kum saatleri çabucak boşaldığı için. Yaprakları da üzer zaman, çünkü sonbahar çabucak gelmiştir.
Yaprakların her biri ayrı yönü gösteriyor. Kimi sevgi uğruna dökülmüş, kimi sonbahar uğruna, kimi baharda bir küçük çocuğun hatırına… Ama hepside zamanın derinliklerine gömülmüş.
Dallarımızdan kopmayı düşünmemeye çalışsak da her yaprak gibi bizde yaşayacağız sonbaharı. Kim bilir neyin uğruna ayrılacağız dallarımızdan. Sevgi, mutluluk, hüzün, ayrılık… Hayat benim için tek cümleden ibaret ‘’Yaprak Dökümü’’…
Bazen de yaşamın baharında küçük bir çocuğun gelişi güzel yaprak koparmasıyla ayrılıyoruz dallarımızdan. Yaşam bir ağaç biz ise bu ağacın yaprakları dökülüyoruz yavaş yavaş… Bazen umut rüzgârları savuruyor, bazen sevincimizi yağmur alıp götürüyor, bazen hışırtılarıyla zamanın derinliklerinde kayboluyor yapraklar. Zaman geçtiği her yeri öpüyor. Yaşlı bir kadının yüzündeki çizgileri, ömrünün yarısını çalışmakla geçirmiş bir adamın nasır tutmuş ellerini, saçlarını savura savura yürüyen bir kızın saçlarını… Ve yaprakları…
Bazen de zaman geçtiği her şeyi üzer. Çocukları üzmektedir mesela, çok sevgili zaman yüzünden en sevdikleri elbiseleri küçülmekte. Anneleri üzer, büyüttükleri çocuklarını uzaklara gönderdikleri için. Dedeleri de üzer, kum saatleri çabucak boşaldığı için. Yaprakları da üzer zaman, çünkü sonbahar çabucak gelmiştir.
Yaprakların her biri ayrı yönü gösteriyor. Kimi sevgi uğruna dökülmüş, kimi sonbahar uğruna, kimi baharda bir küçük çocuğun hatırına… Ama hepside zamanın derinliklerine gömülmüş.
Dallarımızdan kopmayı düşünmemeye çalışsak da her yaprak gibi bizde yaşayacağız sonbaharı. Kim bilir neyin uğruna ayrılacağız dallarımızdan. Sevgi, mutluluk, hüzün, ayrılık… Hayat benim için tek cümleden ibaret ‘’Yaprak Dökümü’’…
http://www.tasarimerkezi.com/muhabbet-cafe/cocuk-gozuyle-hayat-16267/(16/01/2011)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











































